Yüzde 14 ile yüzde 13 aynı hesabı anlatmıyor
McKinsey Global Institute’un Eylül 2026 tarihli enerji güvenliği raporu, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintinin zirvede küresel petrol ve doğal gaz arzının toplam yüzde 14’ünü aksattığını hesaplıyor. Rapor bu oranı 1970’lerdeki petrol şoklarının göreli büyüklüğünün iki katından fazla olarak karşılaştırıyor. Bu, toplam petrol ve gaz arzını bir arada ele alan, raporun kendi kapsamındaki bir tahmindir.
Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ise 2026 Yıllık Ekonomi Raporu’nda farklı bir ölçü kullanıyor: Hürmüz kapanırken ham petrol akışındaki günlük kaybı 10 milyon varilin üzerinde ve normal arzın yüzde 13’ü olarak veriyor; 1970’lerdeki petrol krizleri için yaklaşık yüzde 8’lik kayıp bildiriyor. Buradaki payda ham petrol arzı, McKinsey’deki ise toplam petrol ve gaz arzı. Dolayısıyla iki hesap aynı göstergeymiş gibi yan yana konup birebir kıyaslanamaz; her ikisi de şokun büyüklüğüne işaret etse de kapsamı ve yöntemi farklıdır.
BIS, petrol fiyatlarının önceki krizlere kıyasla arz kaybı oranında aynı ölçüde yükselmediğini de belirtiyor. Acil stokların piyasaya verilmesi ve yatırımcıların kesintinin kısa süreceği beklentisi, fiyat tepkisini yumuşatan unsurlar arasında sayılıyor. Bu gözlem arz kesintisinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor; miktar şoku ile fiyat hareketi ayrı ölçüler.
Piyasa açığı tek bir kanaldan kapanmadı
McKinsey’in karşılaştırmasında, Hürmüz’den 2025’in son çeyreğinde günde yaklaşık 21 milyon varil petrol geçiyordu. Rapor, 2026’nın ikinci çeyreği için boğazdan akışın bir bölümünün sürdüğünü ve stok birikiminin yavaşlamasının da piyasa açığını küçülttüğünü hesaba katıyor; hesaplanan günlük arz-talep farkı 15,5 milyon varile iniyor. Bu değerler doğrudan ölçülmüş tek bir sayaç sonucu değil, farklı veri kaynaklarını birleştiren dönem tahminleri.
Rapora göre Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki hatlar üzerinden yön değiştirilen ek akış ile başka ülkelerdeki üretim artışı açığın yaklaşık üçte birini karşıladı. Stoklardan kullanılan petrol yaklaşık beşte birlik bir tampon oluşturdu. Kalan büyük pay ise tüketimin kısılmasıyla dengelendi: McKinsey, 2025’in son çeyreğinden 2026’nın ikinci çeyreğine petrol tüketiminde mevsim etkileri dahil yüzde 5’i aşan gerileme ve açığın yaklaşık yüzde 45’ine denk gelen günlük 6,8 milyon varillik talep azalması hesaplıyor. Bu bölümdeki değerler raporun kullandığı Energy Aspects ve diğer piyasa verilerine dayalı tahminlerdir; kaynak verilerin ölçüm belirsizliği raporda özellikle not ediliyor.
Gaz ve rafineri darboğazı ayrı izlenmeli
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bölgesel enerji piyasası görünümü, krizin sadece ham petrol fiyatlarıyla izlenemeyeceğini gösteriyor. Ajans, 1 Mart’tan bu yana Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzında günlük 300 milyon metreküpü aşan kayıp yaşandığını; başka bölgelerdeki güçlü LNG arz artışının bu kayıpların yaklaşık dörtte üçünü karşıladığını bildiriyor. IEA’nın 2026–2030 dönemine yönelik LNG arz tahmini de kısa vadeli kayıplar ve kapasite artışındaki yavaşlamanın toplamda yaklaşık 140 milyar metreküpe ulaşabileceğini söylüyor. Bu, gerçekleşmiş toplam kayıp değil; ileri yılları kapsayan arz tahminidir.
IEA aynı görünümde bölgedeki yaklaşık 3 milyon varil/gün rafineri kapasitesinin saldırılar ve ihracat kanallarındaki kısıtlar nedeniyle devre dışı kaldığını belirtiyor. Rafineri ürünleri ve petrokimya girdilerindeki sorunlar, ham petrol arzından ayrı bir maliyet ve teslimat kanalı yaratabilir. Bu nedenle boğazdan geçen akış, stokların seyri, rafineri çalışması ve ürün fiyatları birlikte takip edilmeli.
Türkiye açısından çıkarım, tek bir küresel orana sığmıyor
Küresel arz kesintisi oranı, Türkiye’deki enerji maliyetinin veya enflasyonun aynı oranda artacağı anlamına gelmez. Türkiye’ye olası aktarımı değerlendirmek için ithalatın ürün ve kaynak ülke dağılımı, satın alma ve fiyatlama koşulları, stok düzeyi, rafineri ve dağıtım zincirindeki değişimler ile kur ve vergi etkisi ayrıca ölçülmeli. Bu başlıklar için ulusal kurumların dönemli verileri gerekir; küresel raporlar tek başına Türkiye’ye özgü nicel sonuç üretmiyor.
Raporların ortak uyarısı, stokların ve alternatif güzergâhların şoku silemediği. McKinsey’in 2030’a kadar olası yeni bir kesintiyi karşılamak için değerlendirdiği yüzde 35–70 aralığındaki ek petrol akışı kapasitesi bir tahmin değil; görüşülen veya incelenen projelerin uygulanmasına bağlı bir senaryo aralığı. Bu ayrım korunmadan verilen yüksek oranlar, gerçekleşmiş dayanıklılık gibi yanlış okunabilir.
